ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

PÜR MELALİMİZİ VALİ Mİ SÖYLEMELİYDİ?

   
Hüseyin AKSAKAL Hüseyin AKSAKAL

Zonguldak Valisi Mustafa Tutulmaz, ilçe ziyaretlerinin sonuncusunu Karadeniz Ereğli’ye yaptı. Bu bir tercih.

Hatırlanacaktır, iki önceki Zonguldak Valisi Ahmet Çınar, ilk ilçe ziyaretini Ereğli’ye yapmış, en büyük ilçe olduğu için buradan başladığını söylemişti. İhtimal, aynı gerekçeden ötürü Mustafa Tutulmaz da son ziyaretini Ereğli’ye yapmış olmalı.

Vali Tutulmaz hakkında genel bir intiba oluşturmak için henüz erken. Tıpkı kendisinin Zonguldak intibasının henüz yüzeysel olduğunu ifade etmesine benzer bir durum bu. 

Yine de bir gün önce söylediklerinden oluşturmaya çalıştığı algının, yasalar, yönetmelikler ve teamülü içeren bir kurallar silsilesi yoluyla işlerini göreceği şeklinde olduğunu söylemek mümkün. Halen bu algının içini ne kadar doldurabileceğini bilemiyoruz ama orijinal niyetin bu olduğu ortada.

Şimdilik yeni görevinin kendisine hayırlı olmasını dilemekten başka yapacak çok az şey var.

***

Vali Tutulmaz’ın Ereğli’de yaptığı konuşmanın büyük bölümü, yeni dönemde basınla ilişkilerin nasıl yürüyeceği ile ilgiliydi.  Şunları, şunları ve şunları yapmayın dedi. Böyle ifadelerin tersinden – yoksa düz tarafından mı demeli- okunuşu, yapılmasın denilen şeylerin genelde yapıldığı şeklindedir.

Ne diyor Vali Tutulmaz:

“Yanlış yazmayın, arkasından onu düzelteceğiz diye bir hafta uğraşmayalım” diyor.

 Bu ifade düz okunduğunda, “Yalan yanlış şeyler yazıyorsunuz, sonra onu düzelteceğiz diye bir hafta uğraşıyoruz” şeklinde de okunabilir.  Mesleki refleks, bunun böyle olmadığını, basının zaten bildiğini gereksiz ve uygunsuz bir biçimde söylenmiş olduğunu ifade etmek istiyor. Ne yazık ki tam olarak bunu söyleyebilecek durumda değiliz. Bunlar zaman zaman olan şeyler. Basın toplantılarında saçmalık derecesinde yersiz sorular nedeniyle başını masanın altına sokmaya çalışan kıdemli meslektaşlarımız var.

Vali Tutulmaz, “. Afyonkarahisar’da TSO şöyle bir karar aldı. Maliyeye kaydı olmayan, SGK ödemelerini yapmayan hiçbir kurumu dikkate almayız dedi. Bizim de ölçütümüz budur. Biz devletiz, aç ık söylüyorum. Maliyeye kaydı yoksa, SGK ödeyerek bunu yapmıyorsa o bizim için basın değildir. Şartları kimin tutuyorsa biz bunu yaparız” diyor.

Bu ifade aslında tüyler ürpertici bir ifade….  Düz okunduğunda, “maliyeye kaydı olmadan, herhangi bir sosyal güvenlik ödemesi yapmadan gazete çıkaran ve kendisine gazeteci sıfatı yakıştıranlar var” diyor.  Normalde, gazetecilik sıfatının nasıl kazanıldığı bir kamu idarecisi tarafından belirlenmez. Ama isminin önüne “Gazeteci” titrini koyabilmek ve de “Üç beş kuruş sebeplenmek” amacıyla bu işi yapanların olmadığını söyleyemiyoruz.  Vali Tutulmaz’a da aynı sebepten ötürü “Herkes kendi işine bakarsa, bu dünya daha güzel bir yer olur” diyemiyoruz, çünkü üstünde yosunlar yüzen bulanık sular hepimizi hasta ediyor. En fazla da gazetecilik mesleğini.

Vali Tutulmaz, “Bize ve bürokratlarımıza siyaseten polemik yaratacak sorular sormayın” diyor.  Diyor ki, “Tutuyorsunuz, kamu görevlilerini yerel polemiklerin içine sokuyorsunuz” demek istiyor bir yerde…

Hatırlanacaktır, 2008 veya 2007 yılından önce olacak, daire müdürleri görev alanlarıyla ilgili basına beyanat vermekte daha rahat davranıyordu. Bir kamu idarecisinin söylediği lafı düzeltmek hayli büyük bir sorun olabiliyordu.  O zaman bile mesleklerin doğası konusunda az buçuk fikri olan kıdemli büyüklerimiz, darda kaldığında kendini savunma imkanı sınırlı olan kamu idarecilerine sorulabilecek şeylerin sınırlı olduğunu, böyle konuların daha ziyade siyasi partiler, milletvekilleri gibi nispeten verdiği cevabın siyasi sorumluluğunu taşıyabilecek kişilere sorulabileceğini anlatmaya çalışıyordu. Yine de geldiğimiz noktaya bakınca,  kamu görevlilerinin beyanat verirken daha çekimser davranmasına karşılık, basın mesleğinin bu duruma istenildiği ölçüde intibak edemediği şeklinde.

***

Yani, Vali Tutulmaz geldi, meslekte yaşanan kusurların büyük bölümünü yüzümüze vurdu ve il merkezine geri döndü.  Bir süre sonra yeterli mesleki olgunluğa sahip gazeteciler kurallara uymaya çalışırken,  diğerlerinin yüzünden basınla ilişkilerin istenilen seviyeye gelemediğini görmemiz hayli yüksek bir ihtimal olarak karşımıza çıkacak.

Bunda meslek kuruluşlarımızın gerekli eğitimi vermekte yetersiz kalmasının büyük bir rolü var. Açıkçası, kendileri de sınırları bilmediğinden, hatta onları aşmayı marifet saydığından, genel anlamda bilgi almakta sıkıntılar var, böyle olduğundan olmaya da devam edecek. Peki aralarında valinin de bulunduğu kamu idaresi ile ilişkilerin temel sınırı nerede başlar, nerede biter?  Bu işin doğrusu ve yanlışını ayırmaya vesile olabilecek bir turnusol kâğıdı var mıdır?

Doğrusu, icra makamındakilerin kim olduğu önemli değildir.  Basın kuruluşlarının bu makamlara karşı mesleğin gerektirdiği şekilde, her insanın kişisel alanına yönelik sınırlamalar bir yana bırakılırsa, herhangi bir sorumluluğu yoktur.  Eleştirinin konusu kişiler veya makamlar değil, bu kişi ve makamların yaptığı, yapamadığı şeylerdir. Bunun yapılması da elzemdir.

Gelin görün ki geldiğimiz noktada icraatları dolayısıyla kendisini eleştirmesi gereken basın, Vali tarafından eleştiriliyor. Kamu idaresindeki eksikleri basının söylemesi gerekirken, Vali basın mesleğindeki eksikleri konuşuyor…

Acı bir ironi var bu işte…. Pür melalimizi Vali mi söylemeliydi?  Yanlış diyeceğiz, diyemiyoruz. Bunu zannetmeyin ki sadece Vali Tutulmaz söylüyor.  Kamuoyunda basına karşı önemli bir güven erozyonu var. Bu konulardaki eleştirileri meslek örgütlerinin düzenlediği toplantılarda konuşmamız, tartışmamız ve bir hale yola koymamız gerekiyordu.  Bu saatten sonra ne kadar işe yarar bilemiyoruz ama böyle şeyler geç de olsa hiç olmamasından iyidir.

Ama basın, temel itibarıyla toplumun kamusal uygulamalara ilişkin ifade edilmesi gerekenlerin, toplumun ifade özgürlüğünü yerine getirmenin aracıdır.  Yeri geldiğinde herkes, bir maaş ve makam karşılığında üstlendiği görevi yerine getiriş biçimi dolayısıyla eleştirilebilir, eleştirilmelidir.  Abraham Verhoeven, Amsterdam’da ilk gazeteyi çıkardığı 1605 yılından bu güne kadar, demokratik yaşamın yeniden üretimi işini üstlenen basının temel görevi ve işlevi bu olmuştur. 

Şimdilik erken, bu yüzden eleştiri hakkımızı saklı tutalım ve iğneyi kendimize batıralım. Vali Tutulmaz’ın söylediklerinin bir “Ayar verme” değil, “Temenna” olduğunu düşünelim  bir süre. Çuvaldız veya eleştirinin günü geldiğinde, bu ilişkinin ne kadar demokratik teamüller içinde gerçekleşeceğini daha iyi anlayacağız.



YORUMLAR


Hüseyin AKSAKAL Tarafından Yazılan Son Yazılar

İYİMSER


Ağaca bakarken ormanı gözden kaçırmamak gerekir.  Derya içinde olup deryadan bihaber balıklar olmamanın ilk şartıdı... Devamını oku >>

KAMPÜS DENİLİNCE KUMPAS ANLAMAK


Bu satırların yazarı, Karadeniz Ereğli’de kampüs kurulmasının gündeme geldiğinden bu yana, kampüs ve önündek... Devamını oku >>

REKTÖR, EREĞLİ KAMPÜSÜ KONUSUNDA FİKRİNİ NİYE SÖYLEMİYOR?


Karadeniz Ereğli Bülent Ecevit Üniversitesi’ne bağlı bir üniversite kampüsü istiyor.  Bu talep aslında ... Devamını oku >>

BİRİNİN SİZİ SALGINDAN KORUMASINI ÇOK BEKLERSİNİZ!


1 Haziran itibarıyla Coronavirüs mücadelesinde yeni bir aşamaya geçiyoruz. Bugüne dek, salgınla mücadelede ka... Devamını oku >>

Posbıyık’ın papatya falı… FESTİVAL Mİ YAPACAK, İŞÇİ Mİ ÇIKARACAK? Bakalım altından ne çıkacak?


Karadeniz Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, Türkiye Belediyeler Birliği’ne bir mektup yazarak,  hükümetin b... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

BENİM JENERASYONUM SENİN JENERASYONUNU DÖVER
PÜR MELALİMİZİ VALİ Mİ SÖYLEMELİYDİ?
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

6,8694
7,7314
391,93

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

açık
açık 26o

SON YORUMLAR