ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

UTANMAK İNSANİ BİR DUYGUDUR

   
 İzzet ASLANBAY İzzet ASLANBAY

Doğa yasalarıyla, sosyal yasalar-kurallar arasında sıkı bir ilişki ve benzerlik vardır. İnsan, doğayı gözlemleyerek kendini eğitebilir, nefsini terbiye edebilir.

Evrede hakim olan temel mekanik, her cismin bir kütleye, bunun doğal sonucunda bir ağırlığa, itme ve çekme gücüne sahip olmasıdır. Tüm bunlar da cisimlerin, hareketini yani yörüngesini belirler ve evrensel nizam dediğimiz şey kaba bir özetle böyle var olur.

Sosyal bir varlık olarak insan ve insan toplulukların da bir nizamı vardır. Bir üst yapı kurumu olarak gelişen hukuku ayrı tutarsak, toplumların kendi devinim ve yaşamlarını nizama soktuğu kurallar bütünü olarak ahlak çıkar karşımıza. Ahlak için çok geniş tanımlamalar yapmak mümkün. Ancak sosyal yaşamın temel birleşeni birey açısından en belirgin ölçü, başkalarının hakkına saygı, kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmama, daha büyük ölçekte topluma, canlılara ve nihayetinde doğaya saygıdır.

Bu silsilede bireyi baskılayan, bütünün parçası olmaya zorlayan en önemli faktör ise önce kendisine saygı duymak, bu saygıyı koruyabilmek için yanlış yapmaktan çekinme yani “utanma duygusudur”. Bu nedenle de “utanma duygusu” edebin (Arapça, bedia kökünden yani estetik, güzellik, güzelleşmeden gelen) güzel ahlakın başladığı yerdir.

Çubuğu tersine bükersek, utanma duygusunun aşınması bireyin insani vasıfları yitirmesinin, bencilleşmesinin ve giderek, yalana, iftiraya dayalı bir hayatı tek gaye haline getirmesinin başlangıcıdır. Ahlakın yetmediği, utanma duygusunun aşınmasıyla ortaya çıkan kişilik sapmaları ve sosyal kirlenmeyi kontrol etmek için ilahi ceza ve ödüllendirmeyi vaaz eden inanç sistemleri diğer güçlü bir denetim mekanizmasıdır. Hukuk ise bu ikisini tamamlayan ve nihayetinde “devlet-yasa zoruyla” bu kontrolün diğer bir kutbudur.

İnsanoğlu biraz gariptir. İnanır ama yeri gelir, cehennemden korkmaz, ya da o an yaşayacaklarıı için yanmayı göze alır. Yasayı da sallamaz kimi zaman, cezayı göze alır.

İnsanı yanlıştan uzak tutacak en güçlü mekanizma bu açıdan öz varlığına duyduğu saygıdır ki bu aşıldıktan sonra kişiyi frenleyecek hiçbir güç kalmaz. Çünkü o artık edepsizliği edep yapmıştır.

****

Bu uzun girizgahı neden yaptık?

Lafı dolandırmaya gerek yok. Gazetecilik yaptığını iddia eden bir arkadaşımız var. Sina Çıladır. Kendisiyle hiçbir kişisel sorunumuz da yok. Hatta kişiliğimize dönük bir saygısızlığını da görmedim. Ancak iş dönüp dolaşıp parasal veya politik kazanımlar içeren konulara dayanınca Bizim Sina’nın gazetecilik yapma tarzı dolunayla birlikte geceyarısı kurtadama dönüşen insana benziyor. Bir kurum veya kişinin ucundan tutuyor, önce ona bir elbise giydirmeye, ardından kendine teslim olmaya hadi bunları yapamadı bezdirmeye, yıpratmaya çalışıyor. Adına da gazetecilik deyip çıkıyor. Bir dönem eski Utku Koleji sahibi Ali Çataklı hakkında “FETÖ’cü aşağı, FETÖ’cü yukarı” çaldığı düdük sadece bunlardan birisi. Onlarcasını saymak mümkün. Yazdığı, söylediği her şeyin mahkeme kararıyla “yalan olduğu” ortaya çıktı. Aynı yüksek sesle bir özür diledi mi? Hayır. Ama gizli gizli gidip Ali Çataklı’nın elini öpüp mağfiret dileyip, menfaat bekledi mi? Bilemiyorum artık.

***

Bir süredir Ereğli’de basın camiasına girmesinde kendisinin de payı olan bir şahsı diline dolamış, “aman ha bunun kafasını ezmeme yardımcı olmazsanız siz de mesleği, toplumu kirletenler  kategorisine girersiniz” yollu yalancı çoban masalları yazıp duruyor. Kişilerle ilgili problemi bizi bağlamaz ama tarzı bir felaket. Güya kendisinden yana olanlar otomatik olarak “düzgün insan” diğerleri “çürük insan” olacak.

Bununla da yetinse yine bu satırlara gerek duymayacaktım. Fakat bir kere zembereğinden boşanmış bir kurgunun, tabii bu arada başka politik menfaati olanların kuyruğuna takılmış. Yöntem çok basit. Önce bir suç icat et. Sonra bu suçu birine yamala. Ardından kendince yargılayıp suçlu ilan ettiğini daha başka biriyle ilişkilendirip hedef, vites büyüt. Neden, niye yapıyor? Buna kendisi cevap vermeli. Bizi ilgilendiren tarafı yaptıklarının, yazdıklarının gazeteciliği geçtik, ahlaki olmamasıyla ilgili.

***

Son olarak kendi terazisinde “suçlu” ilan ettiği kişiyle kendisinin de içinde bulunduğu ortamlarda çekilmiş fotoğrafları kullanarak (ki tamamı belli amaçlarla organize edilmiş aleni etkinlikler) bulunan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Saadet Oruç’u “suçluyla” ilişkili göstermeye dönük çabasını görünce üzüldüm, acıdım, kızdım… Kızdım, içinde bulunduğun bir toplantının fotoğrafını, kendi fotoğrafını ve diğerlerini karartarak “delil” üretmenin ne gazetecilikle, ne ahlakla alakası yok. Bu sınır artık, edepsizliğin de aşıldığı, utanma duygusunun paspas yapıldığı bir aşama. Sina bunu kendine yediriyor olabilir. Ben onu tanıyan birisi olarak hala yakıştıramadım kendisine. Olayın, “delil ve suç üretme” boyutuyla hukukun sahasına giren boyutuyla ilgilenmiyorum bile. Ne Sina’nın ne Saadet oruç’un ne de diğer arkadaşın siyasi görüşü, makamı da ilgilendirmiyor beni. Tek ilgilendiğim, itirazım, yapılanın ahlaki olmadığı, edepsizlik olduğu ve adına gazetecilik denemeyeceği.

Kendisine direk hitap edecek kadar bir samimiyetimizin kaldığına inanarak şöyle bağlamak istiyorum…

Sevgili Sina, dünya görüşüm ve değer yargılarım hiçbir zaman kişilerin değil, anlayışların, davranışların suç-suçlu ve yanlış olduğunu öğretti bana. Senin için de “hukuksal” boyutu bir yana “suçlusun” demem. Ancak insani ve mesleki olarak artık bir ayıbın, suçun temsilini yapıyorsun. Gençsin, ortalama bir zekan da var. Kendini hala dönüştürebilecek bir yaşın ve enerjin var. Beklentim, temennim edebini takınmandır. Yoksa yarın, senin için de üzüleceğim.

Şunu unutma bu saatten sonra kazanacağın ne paranın, ne kariyerin ne babadan “devralacağın mirasın” sana katacağı fazla bir anlam olmayacak. Ama senin bir sonraki kuşaklara, çevrendeki genç gazetecilere, en önemlisi baba olduğunda çocuklarına bırakacağın onurlu bir hayat hikayesi onlar için en büyük miras olacaktır. Bunun için de sadece, “bir insan niye yaşar” basitliğindeki soruya doğru cevabı vermek yeterli…



YORUMLAR

Ders böyle verilir | 26 Eylül 2020
Tebrik ederim İzzet bey Sina inşallah sizin sayenizde kendine gelir ve o ekibi zehirlemek ten de vazgeçer


İzzet ASLANBAY Tarafından Yazılan Son Yazılar

“YASAK AŞK” HABERLERİNİN GERÇEK MAĞDURLARI! “VURUN KAHPEYE”


Türkiye’nin yetiştirdiği değerli düşünce insanı ve siyasetçi, rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ü... Devamını oku >>

MADALYONUN İKİ YÜZÜ: “HAİN” ARINÇ, “KAHRAMAN” ÇAKICI…


Geride bıraktığımız haftaya iki isim damga vurdu. Neredeyse birbirleriyle hiçbir ortak yanı yok bu iki ismin. Kullandıkları dil, ... Devamını oku >>

EREĞLİ’NİN KÜÇÜK GELİNİ KİM?


Rahmetli annemin numunelik lafları vardı. Hemen her durumda lafı çok uzatmaz, durumu sade şekilde özetleyen, izah eden bir d... Devamını oku >>

BİR YEM BORUSU OLARAK, “EREĞLİ İL OLSUN” SÖYLEMİ VE POSBIYIK’IN ÜÇÜNCÜ YOLU


Kimi durumlar vardır. İzahı için saatlerce konuşulabilir. Ya da cuk oturacak bir sözle, deyimle fazla lafa gerek kalmaz. Bil... Devamını oku >>

DÜĞÜN DEĞİL BAYRAM DEĞİL, POSBIYIK KİMİ ÖPÜYOR?


Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, siyaset ve yöneticilik açısından küçümsenemeyecek bir birikim ve deney... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

“YASAK AŞK” HABERLERİNİN GERÇEK MAĞDURLARI! “VURUN KAHPEYE”
HİPOKRAT’IN TORUNLARINA DİYECEĞİM VAR…
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

7,8285
9,3707
448,86

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

kapalı
kapalı 10o

SON YORUMLAR