ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

“İTİBARLI” MESLEĞİN İTİBARSIZ “GENERALLERİ”

   
 İzzet ASLANBAY İzzet ASLANBAY

Bugün 10 Ocak. Çalışan Gazeteciler Günü. Mesleğimiz ve meslektaşlarımız açısından tarihsel anlam ve güncel mesajlar taşıyan bir gün.

Her meslektaşımın, bu tarihsel anlam ve güncel mesajlar üzerinden mesleği icra etme mesaisini sorgulayıp, daha iyi bir gazeteci olmaya gayret ederek bu güne anlam katacağına inanıyorum.

Naçizane düşüncelerimle hem genel hem de kişisel sorgulamayı ben de bu satırlarda yapmaya çalışacağım.

Öncelikle bir “palavradan”, hamasetten kurtulmalıyız.

Nedir bu palavra, hamaset…

Efemdim, gazetecilik itibarlı bir meslektir…

Külliyen yalan…

Yalan, çünkü bu sözü üç aşağı beş yukarı her mesleki günde veya çeşitli vesilelerle her meslek hakkında söyler, duyar, yazarız.

Öğretmenlik, peygamber mesleği…

Madencilik, kutsal meslek…

Doktorluk, kutsalın kutsalı…

Ha keza hemşirelik, meleklikle eş değer…

İş insanı, ekmek dağıtan bir mübarek insan…

İşçilik, kutsal alın teri…

Velhasıl hangi meslek derseniz deyin, mutlaka itibarlı, saygın ve kutsal.

Doğru, ama yine de palavra.

Gelin bu işin adını doğru koyalım.

Kutsal olan, meslek değildir, mesleğin icrası, nasıl yapıldığı, neye hizmet ettiğidir.

Her meslek, bir ihtiyacın ürünüyse ve nihayetinde insani ihtiyaçlara cevap veriyorsa birinin diğerinden üstün olması, itibarlı sayılması, kutsallaştırılması ne kadar doğru.

Hadi doğru diyelim. Peki bu kutsallığa sığınarak kişisel çıkarların peşinde dört nala koşmak, itibar satıcılığıyla cukka yapmak, mesleğin saygınlığını ota katsan at yemez ete katsan it yemez kişiliğimize saygınlık maskesi yapmak ne kadar, saygın ve itibarlı bir tutum.

Yani işin özeti kutsal olan, saygın olan meslekler değil (onlar zaten insani ihtiyaçları karşıladığı, bir soruna çözüm olduğu için saygın ve kutsaldır) mesleği icra eden kişinin o mesleği ahlaki bir sorumlulukla yapması, hakkını vermesidir.

Her mesleğin mutlaka bir riski, zorluğu, tehlikesi ve en önemlisi emek yoğunluğu vardır. Bu tek başına bir kutsiyet olamaz bir diğer meslek karşısında.

Hastasında olmadık hastalıklar icat ederek, onu farklı tedavi yollarına hatta kimi zaman gereksiz ameliyata zorlayan bir doktor ne kadar saygın olabilir?

Yaptığı haberde, yazdığı yazıda, ya da yazmadığında diyelim, muhatabına direk dolaylı şantaj yaparak, papel peşinde koşan bir gazeteci ne kadar itibarlı olabilir?

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Burada esas olan meslek sahibinin, mesleğini bir ihtiyacın giderilmesi ve toplumsal bir çıkardan çok kendi kişisel yaşamının ve maddi kazanımının kirli bir aleti haline getirmesidir.

Önemli olan en genel anlamda ahlak, özel anlamda meslek ahlakıdır. Biz gazeteciler için de mesleki yetersizliklerimiz bir yana işimizde kendi hesaplarımız mı yoksa toplumsal beklentiler mi öndedir? Sormamız gereken soru budur. İtibarımızı, saygınlığımızı tartacak tek terazi de budur. Yoksa adımızın önüne ekleyeceğimiz, gazeteci, usta gazeteci, duayen gazeteci sıfatı bizim saygınlığımızın değil, soytarılığımızın, en genel ahlak ölçülerini yerle bir etmişliğimizin ilanıdır.

ASKERSİZ GENERALLER

Şimdi bize, bizlere, Ereğli’de gazetecilik yapanlara gelelim. Bir ilçeye göre (her ne kadar nüfusumuz yüz bini aşmış olsa da) kişi başına düşen gazeteci sayısıyla geçtim Türkiye ortalamasını, Avrupa ortalamasını bile kat kat geride bırakmışız. Gazete ve gazeteci sayısındaki bu yoğunluk neden? Burada kim gazeteci kim değil, sorununa hiç girmeyeceğim. Resmi ve özel kriterleri biraz fulü olan bu alanda, medeni cesaret sahibi her bireyin bu işe soyunmasına “şu gazeteci bu değil” demek bizim haddimiz olamaz. Ancak, bu yoğunluğu sorgulamak gerekli. Çok para kazandıran bir alan, diyeceğim, değil. Bu işi resmi, kadrolu yapan birisi olarak ne kazandığımızı biliyorum. Farklı yönleriyle, reklam, abonelik, danışmanlık, vb. para getiriyor diyeceğim, bu konuda da ilçedeki durumun bu sayıyı karşılamadığını herkes biliyor.

Geriye “mesleğin itibarı” kalıyor. İşte neredeyse tamamımıza yakınımız biraz bilinçli, biraz bilinçsiz, biraz kesin bu hesapla bu itibara çullandığımız için, içi doldurulmamış soyut mesleki itibarın tümümüzü taşıması mümkün olmuyor. Haliyle itibar aşağıda biz yukarıda, burnumuzdan kıl aldırmadan gazetecilik oynuyoruz. Öyle ki neredeyse onlarca isim saymak mümkün, hem gazetenin sahibi, hem muhabiri, hem köşe yazarı, hem reklamcısı, kısaca her şeyi… Askersiz generaller gibi, her yanımız general rütbesi takınmış gazeteci kaynıyor. Tabi bu, üniformanın itibarını pazarlayan askersiz generallere benziyor biraz.

ÖRGÜTLENME BİLİNCİ, AHLAKIN DORUĞUDUR

En temel soruna gelelim. İnsanın en saygın yönü, toplumsal bir varlık olması, birlikte iş yapabilmesi kısaca örgütlenme yeteneğidir. Ereğli basınının en hastalıklı sahası da tam burasıdır. Hiç mi yan yana gelemeyiz. Aslında geliniyor. Ama bu yan yana gelişler genellikle içinde niyet taşıdığı için tetiği ilk çeken bir diğerini diskalifiye edip yola devam ediyor. Yani yerel basınımızda bir araya gelmek örgütlenme, dayanışma amaçlı değil, örgütlenme zeminini dağıtmaya, güvensizliği süreklileştirmeye ve kendini güvenilmez kılmaya hizmet ediyor. Acıdır ki bunun zirvesini de meslek örgütü olarak, Ereğli Gazeteciler Derneği yaşıyor. Temsil özelliğini hem nitelik hem de nicelik olarak yitiren bu mesleki örgütün Ereğli’de yerel basının örgütlenmesinin önündeki en büyük engel olduğunu söylemek abartı olmaz. Tabi tek başına EGD’yi ve yöneticilerini suçlamak doğru değil. Resmi temsil yetkisini resmen zapt etmiş bu anlaışa karşı ne yazık ki sağlıklı bir alternatif yaratamayan bizler de aynı hastalığı farklı tonlarda bünyemize yedirmiş durumdayız.

Unutmamamız gereken en önemli şey, örgütlenme bilincinin, insan olmanın, meslek ahlakının, zirvesi olduğudur. Bu ahlaka ulaşamayan insanların yapacağı tek şey meslek itibarını geçim kaynağı yapmaktır. Ve kesinlikle bizler de bu suçun ortağıyız…

 



YORUMLAR


İzzet ASLANBAY Tarafından Yazılan Son Yazılar

POSBIYIK’I BEKLEYEN TEHLİKE!!! / VEKÂLET DARBESİ…


İnsanların lafı kuyruğundan anladığı bir yer ve dönemde ciddiyet bir yana mizah da çok zor yapılır. Tolum olarak, ökü... Devamını oku >>

DERVİŞİN FİKRİ VE ZİKRİ…


Güzel bir Kızılderili hikayesidir… Bir gün New-York´ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıka... Devamını oku >>

POSBIYIK: YENİLGİ VE ´´ZAFER´´


Pirus zaferi, yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan zaferleri anlatmak için kullanılan bir deyim.  Kaz... Devamını oku >>

Posbıyık da rabia dedi... Ama Nasıl?


1960 ve 70’li yıllar dünyada ve Türkiye’de gençlik hareketlerinin, ulusal kurtuluş savaşlarının ve diktatö... Devamını oku >>

ÇAĞIN EN TEHLİKELİ VİRÜSÜ


Ülkemiz ve dünya son birkaç hafta içinde insanlık ve insanımız açısından ciddi sıkıntılara yol açan b... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

POSBIYIK’I BEKLEYEN TEHLİKE!!! / VEKÂLET DARBESİ…
BİR DE BURADAN BAKIN!
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

6,0674
6,5486
312,12

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

açık
açık 9.o

SON YORUMLAR