ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

TATİL NOTLARI VE ANADOLU’DA YENİ KAVİMLER GÖÇÜ

   
 İzzet ASLANBAY İzzet ASLANBAY

Uzunca sayılabilecek yıllık izin ve ardından ona eklenen parçalı 9 günlük Kurban Bayramı tatilinin ardından nihayet rutin çalışma düzenine geçtim.

Nihayet diyorum. Zira böylesi uzun süreli bir “dinlenme” yorgunluk sebebi olabiliyor. Hoş tatil dediysek, orta sınıflar için öğrenilmiş bir çaresizlik olan turizm merkezlerine akma gibi bir aktivite içerisinde, maddi ve manevi gerekçeleri de hesaba kartsak hiç olamadık. Bizim tatilimiz, yıl aşırı doğduğumuz topraklara yaptığımız nostaljik ziyaretleri ve düğün, nişan gibi mecburi şehir dışına çıkışları saymasak Kandilli-Alaplı sınırlarına sıkışmış plaj maceraları ile dere boyları ve orman içi yollarda bir serinlik aramaktan ibaret. Gerisi , “bir avuç kurtarılmış vatan toprağı” olarak tanımladığım evimizin bahçesinde kafayı resetlemekten ibaret.

Şimdi diyeceksiniz ki “gören de 20 günde devri alem yapmışsın saki de bir de tatil notları yazmaya kalkıyorsun”.

Eh o da doğru. Ama her tatilin kendine göre bir notu vardır.

BAŞKA EREĞLİ YOK

Bu tatilin en önemli notu bu sanırım. İçinde yaşarken çok farkında değiliz belki. Belki halen çözüme kavuşmamış bir dizi sorunu var. Yıllık iznimin başlangıcında günübirlik gerçekleştirdiğim, yol boyunca verilen molalarla az çok Batı Karadeniz-Doğu Marmara hattında irili ufaklı bir çok kent hakkında edindiğim izlenim, bu sözü sarf etmemin nedeni. İstanbul’u hiç saymıyorum bile… Zira artık barındırdığı boğucu insan yoğunluğunun ötesinde üst üste binmiş beton yığınlarıyla sözüm ona daha da modernleşmiş gecekondu mahalleleriyle, ilginç formlarla tasarlanmış, tamamına yakını göğü delmek üzere olan titanik yapılarıyla kentin modern yüzünü temsil iddiasındaki yerleşim ve ticaret merkezleriyle İstanbul, öğrencilik yıllarımızın hayal kenti olmanın çok ötesinde, her yanıyla kapitalizmin bataklığına dönüşmüş durumda. Bu durum İstanbul’la da sınırlı değil tabii. Bir büyün İzmit Körfezi’ni de kapsayarak Sakarya’ya dayanan bu vahamet ironik şekilde Bizans’ın Anadolu’dan intikamı gibi sinsice sızmasını sürdürüyor kadim topraklar üzerinde.

Bu vahim durumu en iyi özetleyen görüntü Hereke’de çıkıyor karşımıza. Osmanlı’nın son dönemlerinde kağıt üretimi ve dokumacılıkla adını sürdürmüş, bu şirin kasaba üstten TEM ve E-5 ile alttan Körfez sahili arasında hapsedilmekle kalmamış. Kentin doğu ve batı sınırlarından itibaren salkım saçak yayılmış iskeleler, yükleme-boşaltma limanlarıyla adeta örümcek misali vinçler tarafından kemirilirken, kurtlar sofrasında masumiyetini kaybetmemek için direnen taşralı bir genç gibi duruyor. Hemen tepesinde bir heyula gibi duran çimento fabrikası ise bu çirkinliğe dikilmiş bir tüy misali. Ayırt edici bir hikaye gibi gözükse de Hereke bir çok kentin, kasabanın ortak hikayesini anlatıyor.

Yol boyunca dizilmiş dinlenme tesisleri, içinde büyük markaları barındıran AVM’ler, eski yılların en azından daha sevimli mola yerlerinin çok ötesinde, insanı dinlendirmek değil, bin kat yormak işlevi görüyor. Bu tür tesislerin çevresi ve içinde insanı rahatsız edecek düzeyde oluşan çöp kirliliği ise insan kalitemizin ne düzeyde seyrettiğinin resmi. Özeti, “kullan, at ve kirlet” olan yeni yaşam tarzının sembol merkezleri olmuş bu tür “dinlenme” merkezleri.

GARİP BİR KAVİMLER GÖÇÜ

Bayram öncesi olması dolayısıyla seyahat eden insan yoğunluğu başka bir fikir veriyor insana. Etnik, kültürel açıdan her çeşit insan toplulukları amaçsız bir seyir halinde sanki.  Bu durum akla garip bir kavimler göçünü getiriyor. Tek farkla. Nereden gelip, nereye gittikleri belli olmayan, amaçsız, hedefsiz ve bitap düşmüş insancıklar. Bu tespit, son yıllarda moda olan göçmen düşmanlığı için değil tabi. Ekonomik, sosyal ve tarihsel olarak bir savrulma sürecindeki ülkede en çok da bu ülkeye misafir olanların, aynı çaresizlik ve umutsuzlukla savruluşuna işaret etmek için.

İNSAN TOPRAĞINDA GÜZEL…

“İnsan yaşadığı yere benzer/O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/Suyunda yüzen balığa/Toprağını iten çiçeğe/Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine…” der Edip Cansever, Mendilimde Kan Sesleri şiirinde…

Ereğli’ye döndüğümde bu mısraları daha derinden yaşadım. Hani neredeyse eğilip toprağı öpecek düzeyde.

İşte bu yüzden bir kez daha söylemeli… Başka Ereğli yok. Ama daha da önemlisi, başka Türkiye’de yok. Farkında olalım olmayalım. Türkiye artık, yaşadığı kültürel karmaşayla, henüz oturmamış ve yeni göç dalgalarıyla içinden çıkılamayacak etnik, demografik insan kalabalıklarıyla, ama en çok da kapitalizmin, “üretme, satın al, kulan, at”  tüketim modeliyle 60-70-80’li yılların sorunlu ama masum Türkiye’si değil.  Bu karmaşadan, savrulmadan, kirlenmeden yeni bir hikaye, yeni bir kişilik, yeni bir Türkiye çıkar mı? Çıkar elbet. Bu toprakları ve bu toprağın insanlarını ön koşulsuz, karşılıksız severek…



YORUMLAR


İzzet ASLANBAY Tarafından Yazılan Son Yazılar

OKULLARDA BİLİM Mİ KAZANACAK HURAFE Mİ?


Başlığı görünce, birçok okur, “bu bir eğitim sistemi eleştirisi yazısıdır” diye düşünecektir haklı... Devamını oku >>

AŞI KARŞITLIĞININ ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ


Küresel covid-19 salgınına karşı bilim şu ana kadar üretilen aşılar dışında çaresiz durumda. Henüz salgını kesin d&uu... Devamını oku >>

BELEDİYENİN AQUA PARKI VE DÜNYA GÖRÜŞÜ


Belediyelerin büyük ölçekli projelerinden çok insan ve çocuk odaklı hizmetleri daha çok ilgilimi... Devamını oku >>

GİDEN KAYMAKAMIN ARKASINDAN TENEKE ÇALMAK... KAFANA GÖRE İMAM ARAMAK... YA DA DÜRBÜNLE TERSTEN BAKMAK


3 yıldır Ereğli’de görev yapan Kaymakam İsmail Çorumluoğlu’nun tayini çıktı. Kaymakam Çorumluoğ... Devamını oku >>

GÖÇMEN SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ IRKÇILIK MI?


Türkiye toprakları tarih boyunca coğrafi konumu, kıtalar arası, kültürler arası geçiş özelliğinden dolayı her d&... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

OKULLARDA BİLİM Mİ KAZANACAK HURAFE Mİ?
VE KAYMAKAM GİDER…
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

8,6273
10,1265
492,42

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

kapalı
kapalı 17o

SON YORUMLAR