ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

O CUMARTESİ AKŞAMI…

   
Hüseyin AKSAKAL Hüseyin AKSAKAL

Kimi zaman eskiden çok iyi bildiğiniz ama bugün unuttuğunuzu fark ettiğiniz şeyler çıkar karşınıza. Kimi zaman da bir şeyi görürsünüz de hiç ihtimal dâhilinde olmamasına rağmen, daha önce görmüşsünüz gibi –deja vu- gelir.  Gördüğünüz, gözlemlediğiniz, müşahede ettiğiniz bu vakıa, gönül kapısında yeni bir şey gibi değil,  uzun, çileli bir seferden dönmüş bir askerin baba ocağında karşılandığı gibi karşılanır, o şekilde bağırlara basılır.

Modern dünyanın hiç eksik olmayan hızı, kirliliği, kafa karışıklığı, öfkesi ve baskısından ibaret bir arka fon önünde, iki yıllık bir pandemi dönemi, kimilerine göre birkaç aylık, kimilerine göre birkaç yıllık ekonomik kriz, sonra pahalılık, yoksulluk, savaş, şiddet, doğal afetler; kaygılar, korkular derken hiç farkına varmadan, izole bir birey değil,  bir soğan kabuğu, bir matruşka bebek gibi kat içinde kat oluşturan toplum ve gönül âleminin ayrılmaz, reddetmek isteyenlerin bile bir şekilde bilmeden aidiyet beslediği parçalarından biri olduğumuzu unutmuş, pusulası ve dümeni olmayan, rüzgârın götürdüğü yere giden yelkenleri parçalanmış bir gemiye dönmüşüz. Kaybolmuşuz da haberimiz olmamış.

***

O Cumartesi akşamı, Hüseyin Tatoğlu Kültür Merkezi’nde,  Karadeniz Ereğli’nin en önemli sanat kurumlarından Turkuaz Türkü Topluluğu’nun beraber ve solo olarak icra ettiği Orta Anadolu, Trakya, Karadeniz,  sınırları ayrı olsa da gönül dünyasının içindeki Azerbaycan, efeler diyarı Ege, en yanık türkülerin mekânı olan Doğu Anadolu bölgelerine ait türküleri, bir kısmını tanıdığım, bir kısmını Karadeniz Ereğli sokaklarında yürürken, sohbet ederken, alış veriş ederken gördüğüm, bir kısmını ise hiç tanımadığım çok sayıda kişi arasında dinlerken, insanoğlunun, uzun çağların kesri olan kısacık ömrü içinde cevabını bulmak istediği en önemli soru bir kez daha geldi akla… “Ben kimim/biz kimiz?”

İşte o türküleri dinlerken,  birden o kadim soru –ben kimim/biz kimiz?-sorusunun cevabı, -böyle bir cevabın gerçekten var olduğuna dair bilişsel değil, sezgisel bir bilgi- doğup büyüdüğü gönül iklimine döner gibi oldu.

Karadeniz Ereğli’de yaşayanların hatırı sayılır bir kısmının ayak basmadığı halde Karadeniz Ereğli’nin bir köyünde, mahallesinde doğduğumuzu, başka şeyler kadar oraya ait olduğumuzu; “Acep ne olacak yarin halleri” diyen belirsizlik içindeki Karadenizli genç, “Kuş kanadı kalem olsa, yazılmaz benim derdim” diyen sıkıntı içindeki Egeli, “Görmedin mi aslan Aliş’imi Tuna boyunda?” diye bir arayışı dillendiren Trakyalı, “Devriyeler sardı bizi, niye kaderim böyle?” diyen doğulu delikanlı; Sinoplu, Erzincanlı, Rizeli, Edirneli, Amasyalı, Antalyalı, Mersinli, Antepli, Urfalı, Adıyamanlı; uzak Asya’dan dört nala gelip bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan Anadolu’nun; hatta Azerbaycan’ın, Kerkük’ün eseri ve parçası olduğumuzu bir kez  daha hatırladık. Nevi şahsına münhasır küçük bir evren atomu değil, Göktürk, Hun, Gazneli, Karahanlı, Selçuklu, Osmanlı olduğumuzu hatırladık. Bunları mümkün kılan bir cumhuriyetin cumhuru olduğumuzu hatırladık. Taşın yerinde ağır olduğunu hatırladık. Yeniden kim olduğumuzu, neyin parçası olduğumuzu, daha önce bildiğimiz, ancak unuttuğumuz kimi gerçekleri sezgisel olarak bir kez daha kavradık. Yani kaybolmuştuk,  kendimizi bir kez daha bulduk.

***

O akşam, izleyiciler arasında otururken başka şeyler de önce bulanık, sonra giderek net şekilde bilincin yüzeyine çıktı. Gerçekliğin kendi işleyişi varken, sanat denilen şeye, resim, heykel, müzik, şiir, edebiyat ve bilcümle letafete ne gerek var sorusunun cevabı mesela…

Ozanlar, şairler ve bilcümle sanat erbabı ile bilim adamları, gerçeği anlama çabasının iki tarafını temsil ederler. Sanatçılar, ele aldıkları konuyu, bir bilim adamının bildiği şekilde bilmezler.  Bilim adamı da aynı gerçeği sanatçının hissettiği, sezdiği gibi algılayamaz. Sanatçı gerçekliğin üstüne izlenimlerden bir ağ örer ve o gerçekliğin pozitif ilmin sınırları dışında bir kavrama yeteneğiyle hissedilmesini sağlar.

İşte biz de, Ademoğulları kavminin bir ferdi olarak gerçekliğin içinde oyalanır, zaman öldürür, ömrümüzün uzayıp gidişine razı olur, hak vaki olduğunda sıramızın gelmesini bekleriz.  Oysa bir çocuğun gülüşünden, bir çiçeğin taçyaprağından, başı karlı bir dağ manzarasından, bir annenin göğsüne başını koymaktan, bir torunu dizine oturtmaktan;  bir heykel, bir natürmort, peyzajdan; bir senfoni, rapsodi, konçerto, noktürnden ve –bizim için en önemlisi- bir Anadolu türküsünden, bahar aylarında yataklarını dolduran serin sular gibi coşkuyla taşan sevinç, hüzün ve kaygıyla gönlümüze dokunan, tarifi imkânsız haz hissi vardır ki, hayatı zaman doldurmaktan ibaret bir şey olmaktan çıkarır ve yaşanmaya; uğrunda savaşmaya, çile çekmeye, mücadele etmeye değer hale getirir. Bizi başka bir şekilde içinde yaşadığımız evrene bağlar, yeniden onun evladı haline gelmemizi sağlar.

Ve o akşam, yedi bölge, dokuz iklimden sevinçler, coşkular, hüzünlerle dolduğumuz o zehir gibi soğuk, bir buz sarkıtı, bir kar kristali, bembeyaz bir dağ manzarası kadar güzel olan o Cumartesi akşamı; önceden bildiğimiz ama günlük sıkıntıların tül perdesiyle gözden ırak, gönülden ırak kalan bir gerçeğin, yürek yarıklarımız arasından ılık bir buğu gibi bilincimize yükselmesine, en önemlisi, -türküler var olduğuna göre- bir türkü gibi yaşamanın mümkün olduğuna inanmamıza vesile oldu.

Vesile olanlara selam olsun.

 



YORUMLAR


Hüseyin AKSAKAL Tarafından Yazılan Son Yazılar

DESTAN DAĞARCIĞININ SON SAYFASI


Bırakın evreni, güneş sisteminde bile küçücük bir gezegen olan, buna rağmen içinde yaşayanların uç... Devamını oku >>

HERKES GİBİ DÜŞÜNMEYENLERE GÖRE FESTİVAL…


Ve yine,  özlenecek şeyler icat etme peşindeyiz. Gerçekliğin kendisi, icat edilen şeyler kadar cazibeli olmadığından mıdı... Devamını oku >>

YÜREK VE ZİHNİ MEŞGUL EDEN BİRKAÇ KONU…


Her yıl 7 Mart’ta 39 yıl önceki o günü yeniden yaşamamak elde değil.  Akşama doğru, Neyren’de tam mahalleni... Devamını oku >>

ORADA BİR ÖĞRETMEN VAR…


Cumhuriyet bir anlamda köy öğretmenlerinin başarı hikâyesidir. Çok değil, sadece otuz-kırk yıl öncesine kada... Devamını oku >>

İLİM ADAMI VE MUSKACI …


Şu Zonguldak öyle ilginç bir yer ki başka yerde yaşamayı düşünmek bile abesle iştigal geliyor. Can sıkıntısı denilen... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

DESTAN DAĞARCIĞININ SON SAYFASI
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

15,8769
16,8435
945,60

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

açık
açık 11o

SON YORUMLAR