ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

BİLMEM BU İŞİN SONU NE OLACAK?

   
Hüseyin AKSAKAL Hüseyin AKSAKAL

Birini çok översiniz, şımarır, övgülerin yerini yergi alır. Bir ticari metanın fiyatı yükseliyor diye üretmeye başlarsınız, arz ve talep yasası, bir paradoksun tezahürü olduğundan üretimi artınca fiyatı düşmeye başlar, kimi zaman zarar bile edersiniz.  Bir çocuğu daha iyi bir eğitim alsın diye zorlarsınız, baskı altında kaldığında eğitimden soğur, istenilen sonucun tam tersini bile elde edebilirsiniz.

Eşyanın tabiatı böyledir; istenen netice, daha fazla istemekle elde edilmez. Onun için daha sağlıklı bir zihinsel temel üzerinde—bilgelik derlerdi eskiler buna—doğru yönde emek vermek gerekir.  Amaçlarla onu elde etmek için kullanılan araçlar uyumlu olmalıdır.

***

Son bir yıldır belki toplumun hemen hemen tamamı iki şeyi çok istiyor…

Bunlardan birincisi, onbinlerce can kaybına, milyonlarca kişinin hastalanmasına yol açan Koronavirüs salgınının sona ermesi…

İkincisi de Koronavirüs yüzünden alınan tedbirlerin yarattığı ekonomik tahribatın bir an önce sona ermesi; başka bir deyişle, yüzbinlerce kişinin çalıştığı işyerlerinin bir an önce açılması, insanların evine ekmek götürebilmesi.

Yukarıdaki örneklerde izah edildiği üzere, bu iki şey birbirine bağlı. Salgınla mücadelede belli bir mesafe alınacak ki, işyerleri açılsın.  Öte yandan, işyerleri açıldığında salgın kontrol edilebilir bir seviyede değilse, salgının yeniden yayılma hızını arttırması ihtimali var.

***

Bu durumu anlatırken, uygun etkiyi yaratacak sözcükleri bulmakta zorlanıyor insan. Hastalığa yakalanan ve sonunun ne olduğunu bilmediği, neredeyse çaresiz kalmış insanların, onlara bakmakla yükümlü olan sağlık görevlilerinin ve aile çevresinin yaşadığı travmayı nasıl anlatabilir kelimeler? Çok sevdiğiniz birini kaybettiğinizde, kendisini teselli edecek yakınları olmadan son yolculuğuna uğurlamanın hüznünü nasıl algılayabilir insan?

Bunları hissetmek de yeterli değil. Pandemi yüzünden işsiz kalmış, ertesi gün bulamayabileceğini bildiği günlük işlerde çalışarak günü kurtarmaya çalışan bir aile babasının çaresizliğini insan kendisi yaşamadan da hissedebilir mi? Geçtim kirasını, vergisini, çalışanların maaşını; kendi evinin maişetini sağlamakta bile kendini aciz, yenemeyeceği bir anaforun içinde debelenen bir esnafın kaygılarını anlamak için, kendi varlığını aşan bir bilince sahip olmak gerekmez mi?

***

Bugünlerde lokantalar, kafeler, kıraathaneler, servis şoförleri, kantinciler gibi hizmet grupları, toplumun pandemi dönemindeki talihsiz kesimini oluşturuyor.  Beyaz eşya, giyim, hırdavat vesaire ticareti yapanlar ise ne kadar kendi içlerinde şikayet ettikleri birçok şey olsa da nispeten talihli sayılıyor.

Birinin talihi, öbürünün talihsizliğini besliyor.  Çamaşır satan bir dükkanın önünde “Ne alırsan beş lira” tezgahının önünde vatandaşlar üst üste mal seçmeye çalışıyor. İşyeri sahibi için güzel bir an. Daha fazla para kazanıyor, akşam evine ekmek götürmek için daha fazla umudu var.

Servis şoförleri okulların açılması geciktikçe daha da karanlık rüyalar görürken, toplu taşımacılar daha fazla yolcu taşımak için sınırlamaların gevşetilmesini bekliyor, hatta kimi zaman sınırlar olduğu gibi dururken bile onları aşacak sayıda yolcu alıyor. Kimi zaman iş öyle bir noktaya varıyor ki, sokağa çıkma kısıtlaması olduğu günlerde neyin kısıtlandığını anlamayı güç kılan kalabalıklar görüyoruz.

***

Birinin kullandığı özgürlük, serbestiyet, adına ne derseniz deyin, öbürünün kısıtlamasının daha fazla uzamasına, kimi zaman da derinleşmesine yol açıyor. Çamaşırcıda üst üste yığılan insanlar, hemen yan taraftaki kıraathanenin açılma sürecini geciktiriyor, orada çalışan beş kişinin evine ekmek götürebileceği günlerin gecikmesine yol açıyor.

Şimdilerde, il bazlı normalleşme diye bir kavram konuşuluyor.  Vaka sayılarını düşürmeyi başaran bölgeler, kısıtlamaları gevşetecek, vaka sayıları yüksek seyreden bölgelerde ise kısıtlamalar aynen devam edecek, hatta ağırlaşacak.

Yeni dönem, kısıtlamaların kalkmasının, o kısıtlamaların istisnası olan kişilere daha sıkı şekilde bağlı olduğu bir dönem olacak. Eğer halk otobüsü alması gerekenden iki yolcu fazla alırsa, servisçinin işi biraz daha gecikecek. Çamaşırcının önünde özgürce itişen müşteriler, boş zamanlarında arkadaşlarıyla sohbet ettikleri kıraathanenin üstündeki kısıtlamasının daha uzun süre kalmasına yol açacak.

Bilmem bu işin sonu nasıl olacak?

 



YORUMLAR


Hüseyin AKSAKAL Tarafından Yazılan Son Yazılar

ECZANEDEKİ O ESKİ GÖRÜNTÜ


Karadeniz Ereğli Kaymakamı İsmail Çorumluoğlu, köken olarak Balıkesir’in Kepsut ilçesindendir.  Soyadı &Ccedi... Devamını oku >>

KAYBOLAN ZAMANI ARARKEN…


Şuraya bir heykel koyar, yarın bir yıldönümünü kutlarsınız. Havai fişekler, çelenkler, halk oyunları, fener alay... Devamını oku >>

MESAİ DIŞINDA KAR KÜRÜYEN TEMİZLİK İŞÇİSİ


Kar yağdı, yollar kapandı, elektrikler kesildi.  Sosyal medya yıkılıyor, belediye sınıfta kaldı, elektrik şirketi üstüne d&u... Devamını oku >>

KAR YAĞARKEN…


Senenin ilk kar yağışı nedeniyle evlerde hapis kaldık. Hoş kar yağmasa bile sokağa çıkma kısıtlaması olduğu bir dönemde, kar ya... Devamını oku >>

DİJİTAL HAFİFLİK!


İnternet gazeteciliği ve konvansiyonel gazetecilik birebir örtüşen olgular mıdır? Bugünlerde, kâğıda basılan gazete... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

EREĞLİ KAYMAKAMI, SEMERCİ, SAZAN VE BOR’UN PAZARI
ECZANEDEKİ O ESKİ GÖRÜNTÜ
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

7,5359
9,0250
411,43

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

az bulutlu
az bulutlu 2.o

SON YORUMLAR