ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR-SANAT
SAĞLIK
KÜNYE
İLETİŞİM

BİLİM, TÜRBAN, KELEPÇE

   
 İzzet ASLANBAY İzzet ASLANBAY

Bilgiyi, gözlem ve deneyim sonucunda sentezlenmiş olgu olarak tanımlamak mümkün.

Bilim ise belli bir disipline ve alana bağlı kalınarak, bilginin özgürce ve yeniden üretilmesi süreci oluyor.

Tanımı ve üretimi, işleyişi açısından bakıldığında insanlık tarihinde bilgi ve bilim her dönem kendi iç mekaniğindeki gerekliliklerden daha çok özgürlüğe, özgürce araştırmaya, özgürce düşünmeye ve özgürce konuşmaya ihtiyaç duymuştur.

Bu özelliğinden dolayı bilim, tarihin her döneminde statükoyla, müesses (kurulu) düzenle ve statükonun, düzenin sahibi iktidarlarla çatışma içinde olmuştur.

Bilimin tarihsel başlangıcı kabul edilen, bilginin tasnifiyle birlikte İlk Çağ Yunan medeniyetinden itibaren de bilimsel çalışmaların odağı akademiler, üniversiteler olmuştur.

Osmanlı’da Dar-ül Fünun (Fen-bilgi kapısı) İslam geleneğinde ise medrese (ders alınan yer) bu tarihsel gelişimin bizdeki iz düşümü olmuş, günümüzde ise çağdaş üniversitelerle devam etmektedir.

Ya da ettirilmeye çalışılmaktadır.

Zira, dünya ve tarih ölçeğinde bilim ve statüko arasındaki mücadele, Avrupa Orta Çağı’nda kilise ve bilim arasında Engizisyon’la somutlanan kavga ve ağır baskı, bizim tarihimizde de farklı şekillerde var ola gelmiştir.

Burada bir gerçeğin tespiti gerekir. Bilim ve statüko arasındaki çekişmeyi tek başına inanç ve bilim kavgası veya her hangi bir iktidar kavgası gibi görmek eksiktir. Bunlarla birlikte bu kavganın temelinde de ciddi ekonomik nedenler vardır. Nasıl ki Avrupa’daki kilise bilim savaşında görünüşte din ve din dışı öğelerin öne çıkarılmasının ötesinde hem krallıkların hem de papalığın “tanrısal” yönetme haklarını koruma gibi bir gerekçe olsa da özellikle papalığın sahip olduğu ve yönettiği muazzam servet veya servet edinme yöntemleri bu savaşın temelindeki asıl ve ekonomik nedendir.

Bu kavganın bizdeki en kristalize hali matbaanın girişiyledir. Avrupa’daki kullanımından yaklaşık 200 yıl sonra Osmanlı’ya gelen ve uzun bir süre dirençle karşılaşan matbaaya karşı sergilenen tutum, gavur icadı veya günah gibi göstermelik ve inanca bağlanan nedenlerin çok ötesindedir. Sorun, Osmanlı’da iktidar oligarşisini oluşturan sınıflardan birisi olan İlmiye sınıfının (başta Kuranı Kerim olmak üzere tüm yazılı eserleri elle yazarak çoğaltan ve buradan hem ekonomik hem de siyasi ayrıcalık sağlayan kesim) çıkarlarıyla ilgilidir. Ki matbaaya karşı direnme aynı zamanda bilgi ve bilimin yazılı eserlerle daha hızlı gelişimine, dolayısıyla aydınlanmaya ve statükoyu korumaya dönük (dini olmaktan çok) siyasi bir tutumdur.

3. Selim ve 2. Mahmut'la kurlmaya başlanan, mühendislik eğitimi verenokullarla Osmanlı'dabilim artık çağdaş bir sürece girdi ve günümüze kadarki seyrini yaşadı.

Başlangıcından itibaren bir reform adımı görülmekle birlikte hiçbir zaman yönetici sınıfın ihtiyaçları ve denetimi dışında bağımsızlaşamayan bizdeki üniversite deneyimi en özgür dönemini 1960’lardan sonra yaşadı. Dünyadaki gençlik hareketleri bunda rol oynasa da çok tezat biçimde bu “özgürlük ortamı” varlığını 1960 darbe anayasasından aldı.

Birçok toplumsal haklarla birlikte fazla bulunan bu “özgürlük ortamı” ve görece özgür üniversite başka bir darbe anayasası (12 Eylül) ve onun yarattığı Yüksek Öğrenim Kurumu ile bu niteliğini fazlasıyla kaybetti.

Gelinen aşamada çok da özerk ve özgür bir yanı kalmamış ve üniversiteden ziyade mektepleştirilmiş üniversitelerde son demokrasi kırıntısı olan yönetici belirleme de tümüyle siyasetin rızası ve onayıyla gerçeklik buluyor.

YENİ YİNE YENİDEN TÜRBAN TARTIŞMASI

Tam da bu süreçte bir tartışma klasiğimiz olan “türban tartışmasının” içinde bulduk kendimizi. 1990-2000 arası bu tartışmanın hem haklı bir zemini hem de bir tarihsel arka planı vardı. Kabul… Osmanlı’nın her türden siyasal toplumsal mirasını reddederek kendi “farkını” inşa eden Cumhuriyet, birçok konuda kaş yapayım derken göz çıkarmıştır. Bunların en başında da inanç ve geleneksel yaşam özgürlüklerine “geri dönüş tehlikesi”, “iticayi özellik” taşıdığı iddiasıyla dünyayı zindan etme geliyor. Dönemi içerisinde bile faşizan ve topluma düşmanca adlandırılabilecek bu uygulamaların kanunlaşması ve süreklileştirilerek 21. yüz yıla kadar taşınmasının hiçbir açıklaması yoktu, olamaz. Ancak 2000’li yıllarla aşılan ve artık cari bir sorun olmaktan çıkan bu konunun her fırsatta bize dayatılması da en az yasakçı zihniyetin kendine devşirdiği iktidar sahasını tersinden kullanmaktan başka nedir?

TÜRBAN VE KELEPÇE

Adına ister türban, ister başörtü diyelim. Bu, hem inanç odaklı bir örtünme ihtiyacından hem de geleneksel yaşam tarzından kaynaklanabilir. Hiç kimse de inançlarının gereğini yapmaktan ve geleneklerini yaşamaktan dolayı eğitim ve diğer haklarından mahrum edilemeyeceği gibi aşağılanamaz. Hatta estetik açıdan böyle görünmek de isteyebilir.  Bu nedenle hiç öyle, siyasi simgedir, gericiliktir martavallarına sığınarak bu özgürlüğün kullanımına karşı çıkılamaz.

Ancak, sadece türbana özgürlük tanıyarak da ülke, üniversite özellikle de bilim özgürleşemez.

Hele ki ülkenin saygın kalabilmiş nadir üniversitelerinden birisinin başına karga tulumba atamayla ve kapısına kelepçe vurmak, ironik bir şekilde bilimsel özgürlüğün gözünü türbanla bağlamak, ışığını söndürmek değilse nedir?

Söyleyecek tek söz kalıyor. Allah zihin açıklığı versin…

 

 



YORUMLAR


İzzet ASLANBAY Tarafından Yazılan Son Yazılar

EREĞLİ ‘DE KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?


Ne ilginç bir kent Ereğli? Hani neredeyse, kimin eli kimin cebinde bilemiyorsun. Ya da kim kime, dum duma … Bir b... Devamını oku >>

KAZANILMIŞ BİR YIL OLARAK 2020


Birçoğumuza göre LANETLİ BİR YILI geride bırakıyoruz. Yer kürenin, güneş etrafında turlamasından ibaret döng&... Devamını oku >>

HIDIR BARIŞ, ÖZGÜRLÜK… Koyê Dêrsim war êmao


Ereğli’de 1990 öncesi doğup da Hıdır Barış’ı tanımayan yoktur. Erdemir’in başta sinema ve plajdan oluşan tüm... Devamını oku >>

BIZIM BAŞGAN EN BIRINCİİİ!


1950’ler sonrası Türkiye’si, bir yandan batılı anlamda çok partili demokrasinin, diğer yanıyla kapitalizmin hızla i... Devamını oku >>

HER SAKALLIYI HIZIR ALEYHİSSELAM, HER YABANCIYI “BAŞDANIŞMAN” ZANNETMEK!


Aklımın yeni yeni ermeye başladığı yaşlardaydım. Muhtemelen 1972-73 yılları. Henüz Ereğli’ye göçmemişiz. Tüm... Devamını oku >>

KÖŞE YAZARLARI

EREĞLİ ‘DE KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?
DİJİTAL HAFİFLİK!
Nöbetçi Eczaneler

PİYASALAR

7,4642
9,0240
437,78

KDZ.EREĞLİ'DE HAVA DURUMU

orta şiddetli yağmur
orta şiddetli yağmur 3.o

SON YORUMLAR