10 : 25 - CHP Ereğli İlçe Kongresi 9 Aralıkta   09 : 39 - Lastikçilerde hareketlilik başladı…   09 : 36 - BYLOCK ‘tan tutuklandılar…   09 : 33 - Ak Parti Alaplı'da Yavuz ile yola devam kararı aldı   09 : 28 - Ereğli'nin il olma girişimlerine kurulacak komisyon öncülük edecek   14 : 07 - Şarampole yuvarlanan araçta 3 kişi yaralandı   11 : 04 - Ereğli, Yelken Milli Takım Antrenörü İmamoğulları'nı ağırladı   10 : 56 - Turpçu: "Bu kadar termik santralin dünyada örneği yok"   10 : 49 - Demirtaş: "Milli enerjide kar-zarar hesabı yapılmaz"   10 : 00 - "Çanakkale' nin izleri EREYLİN'de"
 
 
ANA SAYFA
GÜNDEM
SİYASET
EKONOMİ
MAGAZİN
EĞİTİM
SPOR
KÜLTÜR SANAT
SAĞLIK
FOTO GALERİ
DİĞER
Firma Profili | Yayın İlkeleri | İletişim | Sitene Ekle | Arşiv | Rss | MOBİL BÖLÜM
ANA SAYFA  / Eğitim
Eğitim Sen: "Eğitim ticarileşti, özelleşti, dinselleşti"
Eğitim Sen: "Eğitim ticarileşti, özelleşti, dinselleşti"

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Karadeniz Ereğli Temsilciliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, yeni eğitim yılı öncesinde eğitim ve eğitim kurumlarının genel durumuna ilişkin Eğitim Sen Genel Merkezi tarafından yapılan araştırma paylaşıldı.

Arkadaşına Gönder Yazı boyutunu büyütmek için       
 17 Eylül 2017 11 : 35 

Araştırmanın en önemli sonucunun eğitimdeki ticarileşme, özelleştirme ve dinselleşme olduğuna dikkat çekilen açıklamanın tamamı şu şekilde:

2017-2018 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞINDA EĞİTİMİN DURUMU

Milli Eğitim Bakanlığı, 2017/2018 eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala, 2016-2017 eğitim öğretim yılsonu örgün eğitim istatistiklerini yayınlayarak, eğitimin içinde bulunduğu durumu istatistiki veriler üzerinden kamuoyu ile paylaşmıştır.

Bakanlığın her yıl düzenli olarak açıkladığı örgün eğitim istatistikleri içinde özellikle 4+4+4'ün ilk dört yılına ilişkin güncellenmiş veriler, eğitim sisteminde yaşanan ticarileşme, özelleştirme, özel okullara yönlendirme ve eğitimde yaşanan yoğun dinselleştirme uygulamalarına ilişkin en temel göstergeleri resmi verilerle açıkça ortaya koymaktadır.

MEB tarafından açıklanan 2016-2017 örgün eğitim yılsonu istatistikleri, sendikamızın yıllardır ısrarla vurguladığı temel sorunların büyük bir bölümünü içermemesine rağmen, özellikle eğitimde 4+4+4 dayatmasının kamusal eğitimde yarattığı tahribatın somut sonuçlarının daha net görülebilmesi açısından, eğitim sisteminin nasıl tehlikeli bir uçuruma doğru sürüklediğini göstermektedir. MEB'in resmi verileri kamusal eğitimin adım adım tasfiye edilerek, özel öğretimin teşvik edilmesi, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleştirme uygulamalarının ne kadar arttığını ve yaygınlaştığını bütün yönleriyle ortaya koyması açısından önemlidir.

Eğitim Sen'in ve bilim insanlarının bütün eleştiri ve itirazlarına rağmen eğitimde 4+4+4 dayatması ile ülkemizde yaşanan ‘piyasa merkezli' ve yoğun ‘inanç sömürüsüne' dayanan tehlikeli adımlar, eğitimde yaşanan nitelik kaybını açıkça göstermektedir. 2017/2018 eğitim öğretim yılından itibaren uygulanacak olan yeni müfredatın eğitimde yaşanan nitelik bozulmasını daha da arttırması kaçınılmaz görünmektedir.

MEB ÖRGÜN EĞİTİM İSTATİSTİKLERİ IŞIĞINDA EĞİTİMİN DURUMU

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 8 Eylül 2017 tarihinde yayınladığı 2016-2017 eğitim öğretim yılsonu örgün eğitim istatistikleri, sendikamızın yıllardır ısrarla vurguladığı temel sorunların büyük bir bölümünü içermemesine rağmen, eğitim sisteminin iktidar eliyle nasıl tehlikeli bir uçuruma doğru sürüklediğini açıkça göstermektedir. MEB'in resmi verileri kamusal eğitimin adım adım tasfiye edilerek, özel öğretimin ve dini eğitim veren okulların teşvik edilmesi, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleştirme uygulamalarının nasıl artarak yaygınlaştığını net bir şekilde göstermektedir.

2017-2018 eğitim-öğretim yılında kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması uygulamaları artarak devam edeceği açıklanmıştır. Bu durum iktidar ve MEB açısından büyük bir övünç kaynağı olarak görülürken, eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamayan, eğitimin giderek paralı hale gelmesi nedeniyle okul dışına itilen çocukların sayısının daha da artmasını ve toplum içindeki sınıfsal çelişkilerin eğitim üzerinden daha da belirgin hale gelmesini beraberinde getirmektedir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE OKUL

MEB verilerine göre, 4+4+4 uygulanmadan önce, 2011-2012 eğitim öğretim yılında, 25 bin 172 okul öncesi eğitim kurumu ve bu kurumlarda 1 milyon 59 bin öğrenci varken, 4+4+4 uygulamasının ilk yılında, okula başlama yaşının 60-66 aya düşürülmesi nedeniyle, okul sayısı 23 bin 556'ya öğrenci sayısı ise 953 bin 209'a düşmüştür. Aradan dört yıl geçmiş olmasına ve MEB'in ‘okul öncesi eğitim zorunlu olacak' açıklamasına rağmen 2016-2017 eğitim öğretim yılında okul öncesi kurum sayısı 23 bin 820, bu kurumlarda okuyan öğrenci sayısı 1 milyon 17 bin 436'dır. Aynı dönemde öğrenci sayısında belirgin bir değişim olmamış ve dört yıl önce 1 milyon 58 bin 904 olan öğrenci sayısı, aradan beş yıl geçmiş olmasına

rağmen ancak 1 milyon 124 bin 727'ye ancak ulaşmıştır. Bu durumun en önemli nedeni, 4+4+4 dayatmasının belki de en acımasız uygulaması olan okul öncesi çağdaki çocukların zorla ilkokula kaydettirilmesindeki anlamsız ısrardır. MEB, Eğitim Sen'in, eğitim fakültelerinin ve bilim insanlarının bütün itirazlarına rağmen bu konuda gerekli adımları atmamakta uzun süre ısrar etmiş ve açıkça çocukların gelişim süreçlerine darbe vurarak çocukların geleceği ile oynamıştır.

Eğitim sürecinin en önemli kademelerinden birisi olan okul öncesi eğitimde Türkiye, OECD ülkeleri içinde son sıradaki yerini korumaktadır. Hükümet daha önce okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirileceğini açıklamasına rağmen, 4+4+4 ile birlikte bu hedefinden vazgeçmiş ve diğer eğitim kademelerinde olduğu gibi okul öncesi eğitimde de özel öğretimi teşvik edici, velileri özel okul öncesi öğretim kurumlarına yönlendiren adımlar atmıştır. 4+4+4 sonrasında devlete ait okul öncesi eğitim kurumlarında okul sayısı azalırken, öğrenci sayısı yerinde saymıştır. Ancak diğer taraftan özel okul öncesi eğitim kurumları hem okul, hem de öğrenci sayısı açısından yaklaşık 2 kat artmıştır.

2012-2013 eğitim öğretim yılında 4+4+4 sistemine geçilmesiyle birlikte okul öncesi çağdaki  çocukların zorla ilkokula başlatılması nedeniyle okullaşma oranı, bütün yaş gruplarında önce düşmüş, son iki yılda ise kısmi bir artış görülmüştür. 2012-2013 eğitim öğretim yılı sonunda MEB'in ilkokula başlama yaşını 66 aydan 69 aya çekmek zorunda kalması sonucunda, okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranında bir önceki yıla göre göreli bir artış yaşanmıştır.

MEB'in her fırsatta çok önemsediğini iddia ettiği okul öncesi eğitimde, artan çağ nüfusuna rağmen okul ve öğrenci sayısında hala istenilen seviyelere ulaşılamamış olması dikkat çekicidir. 2016-2017 eğitim

öğretim yılı itibariyle  okul öncesi çağdaki 3-5  yaş grubu  çocukların  sadece  %35.52'si, 4-5 yaş grubunun

%45.70'i, 5 yaş grubunun ise % 58,79'u okul öncesi eğitim alma şansına sahip olmuştur.

Okulöncesi eğitimde okullaşma oranlarına il bazında bakıldığında olumsuz bir tablo ortaya çıkmaktadır. Örneğin 15 milyonu aşkın nüfusuyla Türkiye'nin en büyük şehri olan İstanbul'da okul öncesi eğitimin durumu tam bir felakettir. İstanbul'da okulöncesi eğitimde okullaşma oranı 3-5 yaş grubunda net %29,85, 4-5 yaşta net %37,87, 5 yaşta net %48,88 ile Türkiye ortalamasının çok altındadır. Okulöncesi eğitimde her üç yaş grubunda da Türkiye ortalamasının altında olan iller İstanbul, K. Maraş, Osmaniye, Yozgat, Gümüşhane, Erzurum, Bayburt, Ağrı, Kars, Iğdır, Bingöl, Van, Muş, Bitlis, Hakkâri, G.Antep, Adıyaman, Ş. Urfa, Diyarbakır, Mardin, Şırnak ve Siirt'tir.

MEB'in herhangi bir altyapı çalışması yapmadan ve okul öncesi eğitimi ülke çapında yaygınlaştırmak için gerekli adımları atmadan %100 okullaşma hedefine kısa vadede ulaşabilmesi mümkün görünmemektedir.

KAMUSAL EĞİTİMİN DEVLET ELİYLE TASFİYESİ: ÖZEL OKUL SAYISINDAKİ HIZLI ARTIŞ

Eğitim Sen, ilk gündeme geldiği günden itibaren eğitimde 4+4+4 dayatmasına yönelik olarak siyasi iktidarın iki temel hedefi olduğunu vurgulamıştır. Bunlardan birincisi 4+4+4 düzenlemesinin asıl amacını oluşturan kamusal eğitimi zayıflatmak ve kamu kaynaklarını özel okullara aktararak özel öğretimi büyük ölçüde devlet desteği ile güçlendirmektir. İkinci temel hedef ise siyasi iktidarın eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çizgisinde biçimlendirerek, "tek din, tek mezhep" anlayışı ve mezhep temelli "inanç istismarı" üzerinden eğitimi dinselleştirme uygulamalarını adım adım hayata geçirmektir.

MEB'in her yıl açıkladığı örgün eğitim istatistikleri, devlete ait ilkokul ve ortaokul sayısının belirgin bir şekilde azalırken, özel ilkokul, ortaokul ve lise sayısının ve bu okullara yönlendirilen öğrenci sayısının dikkat çekici bir şekilde artmaya başladığını göstermektedir.

Türkiye'de 2016/'17 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle toplam 10.053 özel öğretim kurumu (okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise) bulunmaktadır. 4+4+4 öncesinde Türkiye'deki özel okulların (4 bin 664 adet) resmi okullara oranı yüzde 10'dur. Eğitimde 4+4+4 dayatması ile belirgin artış gösteren özel okulların resmi okullara oranı 2016/'17 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle yüzde 20'ye  dayanmıştır. Sadece son beş yıl içinde gerçekleşen bu veriler bile MEB'in devlet okullarını kendi kaderine terk edip, özel okulları kamu kaynakları ile desteklemesinin en somut sonucudur.

Eğitimde 4+4+4 dayatmasının sonrasında yıllar içinde devlet okullarının sayısı belirgin bir şekilde azalırken her fırsatta kamu kaynakları ile desteklenen, çeşitli muafiyet ve istisnalar ile açılması teşvik edilen özel ilkokul ve ortaokul sayılarındaki artış sürmüştür. Eğitimde 4+4+4 uygulamasının başlamasından bu yana devlete ait ilkokul sayısının yaklaşık 4 bin azalmış olması dikkat çekicidir. Aynı dönemde devlet okullarına giden öğrenci sayısındaki azalış ilkokulda 668 bin, ortaokulda ise 336 bini bulmuştur.

2016/'17 eğitim öğretim yılında özellikle özel okul sayılarındaki sınırlı gerilemenin nedeni 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 1.017 özel okul MEB'e devredilmesidir. Ayrıca kapatılan özel okullarda çalışan 24 bin öğretmenin çalışma lisansı iptal edilmiştir. Özel ilkokula giden öğrenci sayısı 15 Temmuz'un etkisiyle sadece 19 bin azalırken, ortaokulda kapanan okullara rağmen 10 bin artmıştır. Kapatılan özel okul sayısını da dikkate aldığımızda her fırsatta kamu kaynakları ile desteklenen özel okulların MEB'in gözde kurumları olmayı sürdürdükleri görülmektedir.

Eğitimde 4+4+4 dayatmasına geçilmeden önce ilköğretimde (ilkokul+ortaokul) toplam özel okul sayısı 931 iken 2016-2017 eğitim öğretim yılında bin 324 özel ilkokul, bin 481 özel ortaokul bulunmaktadır. Gerek okul sayısı gerekse öğrenci sayısı açısından baktığımızda 4+4+4 ile birlikte  eğitimde  özelleştirmenin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleştiği görülmektedir. Bu durum, kamusal eğitimin hükümet ve MEB işbirliği ile çökertilerek, özel öğretimin devlet desteğiyle ihya edildiğinin kanıtıdır. Benzer bir durumu özel ortaöğretimde de gözlemlemek mümkündür.

Hükümetin özel okulları teşvik politikası içinde özel ortaöğretim kurumlarının ayrı bir yeri bulunmaktadır. Dershanelerin özel okullara/temel liselere dönüştürülmesi süreci geçtiğimiz eğitim öğretim yılı içinde büyük ölçüde tamamlanmış ve özel ortaöğretim kurumlarının sayısı 2016-2017 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştır. Eğitimde 4+4+4 öncesinde Türkiye'de sadece 885 özel lise varken, son beş yıl içinde tamamen hükümet ve MEB işbirliğiyle özel lise sayısı yaklaşık 3 kat, özel liselere giden öğrenci sayısı ise 3,7 kat artmıştır.

2016-2017 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle özel okula dönüşen eğitim kurumu sayısı ise 1.472 olmuştur. Eğitimde 4+4+4 uygulaması sonrasında devlet okullardan yaşanan ticarileştirme, özellikle eğitimi dinselleştirme uygulamalarının da doğrudan etkisiyle özel okul sayısı 10 kat, özel okula giden öğrenci sayısı ise tam 12 kat artmıştır.

Velilerin çocuklarını özel okullara yöneltmesinde devlet okullarının 4+4+4 nedeniyle yaşadığı tahribatın, özellikle devlet okullarında yaygınlaşan yoğun dinselleşme pratiklerinin belirleyici olduğunu belirtmek gerekir. Zorunlu-seçmeli din dersleri, aşırı kalabalık sınıflar, öğretmen yetersizliği, fiziki koşullar gibi pek çok neden birçok velinin özel okullara yönelmesini beraberinde getirmiştir.

Eğitimde 4+4+4 öncesinde, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Türkiye'de sadece 45 özel meslek lisesi varken, son üç yıl içinde kamu kaynaklarıyla yapılan doğrudan destek ve teşvikler sonucunda okul sayısı 8 kat artmış ve 2016-2017 eğitim öğretim yılı itibariyle bu sayı 372 olmuştur. Aynı dönemde özel meslek liselerine giden öğrenci sayısı ise tam 25 kat artış göstererek 4 bin 348'den 111 bin 720'e yükselmiştir. Özel meslek ve teknik liselerde okul sayısı 8 kat artarken öğrenci sayısının 25 kat artmış olmasının en temel nedeni, devletin özel mesleki ve teknik liselere giden öğrenci başına değişen miktarlarda doğrudan parasal destek sunulmasıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı, devlet okulları kaynak sorunları ile uğraşırken, 2017-2018 öğretim yılında çok sayıda özel okula öğrenci başına destek verileceğini açıklamıştır. Bu dönem özel okullarda okuyacak 75 bin yeni öğrenci adına özel okullara okul öncesinde 3 bin 060, ilkokul ve temel lisede 3 bin 680, ortaokul ve lisede 4 bin 280 TL öğrenci başına ödeme yapılacaktır.

MEB, eğitimin gittikçe daralan kamusal niteliğini tamamen ortadan kaldırmaya çalışırken, öğrenci ve velileri açıkça özel okullara yönlendirme politikasını sürdürmektedir. Özellikle 4+4+4 düzenlemesi sonrasında, velilerin ekonomik koşullarını zorlayarak çocuklarını özel okullara göndermesi, teşvik politikaları ile özel okul sayılarının ve bu okullara giden öğrenci sayısının ciddi anlamda artması dikkat çekicidir.

İMAM HATİP OKULLARINDA İKTİDAR DESTEKLİ ARTIŞ TÜM HIZIYLA SÜRÜYOR

Eğitim sistemini dini kurallar ve referanslara göre biçimlendirme süreci, eğitimde 4+4+4 dayatması sonrasında belirgin bir şekilde artmış, yıllarca dini eğitim kurumları olarak bilinen imam hatip okulları tartışması yeniden alevlenmiştir.

1996-1997 eğitim-öğretim döneminde 400 binlerde olan imam hatip liselerindeki öğrenci sayısı 2002-2003 eğitim-öğretim döneminde 71 bine kadar gerilemiş, AKP iktidarının eğitimin en temel sorunlarından çok imam hatiplerin sayısını arttırma derdine düşmesi, bazı il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin yazılı ve sözlü talimatları ile öğrencilerin imam hatiplere yönlendirilmesi ile birlikte yeniden yükselmeye başlamıştır.

2012-2013 eğitim-öğretim yılında 730'u bağımsız, 369'u imam hatip lisesi bünyesinde toplam 1.099 imam hatip ortaokulu varken 2016/'17 eğitim-öğretim yılında 2 bin 326'sı bağımsız, 345'i imam hatip lisesi bünyesinde toplam 2 bin 671 imam hatip ortaokulu bulunmaktadır. İmam hatip ortaokullarındaki sayısal artış sadece okul sayısı ile sınırlı değildir.

2012-2013 eğitim-öğretim yılında imam hatip ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken, 2016/'17 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle 7 kat artarak 651 bin 954 olmuştur. Bu artışın en önemli nedeni MEB'in imam hatip ortaokullarına yönelik özel teşvik politikalarıdır. MEB, devlet okullara ihtiyacı kadar ödenek ayırmayıp, eğitimin finansmanı için elini velilerin cebinden çıkarmazken, imam hatip okulları söz konusu olunca bütün parasal kaynaklar ve diğer imkanlar seferber edilmektedir.

15 Temmuz sonrası el konulan özel okulların büyük bölümü tamamen siyasi ve idari kararlarla imam hatip okulu yapılmıştır. Yıllardır siyasal istismar konusu olan imam hatip okulları her açıdan desteklenerek, tüm masrafları devlet tarafından karşılanarak, özellikle yoksul ailelerin çocuklarını bu okullara göndermeleri yönünde çalışmalar yapılmaktadır.

4+4+4 öncesinde 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 537 İmam Hatip Lisesinde (İHL) 268 bin 245 öğrenci varken 2016-2017 eğitim-öğretim yılında İHL sayısı bin 452'ye, bu okullarda okuyan öğrenci  sayısı ise 645 bin 318'e yükselmiştir. Açıköğretim imam hatip lisesinde okuyan 138 bin 802 öğrenciyi de eklediğimizde, Türkiye'de toplamda İHL'lerde okuyan öğrenci sayısı 784 bin 120'ye ulaşmaktadır.

Türkiye'de imam hatip okullarında okuyan toplam öğrenci sayısı Milli Eğitim Bakanlığı'nın üstün gayretleri ve devletin bütün imkânlarını seferber etmesi sonucunda 1 milyon 436 bin 74'e çıkmıştır. Türkiye'de okulların fiziki donanım ve altyapı sorunları sürerken fiziki altyapı sorunları en az olan, teknik olarak en donanımlı okulların imam hatibe dönüştürülmesi, siyasi iktidarın kamu okulları arasında siyasi tercihleri üzerinden resmen ayrımcılık yaptığını göstermiştir. AKP hükümetinin imam hatip aşkını yıllar içinde imam hatip ortaokulları ve liselerinin sayısındaki hızlı artışta görmek mümkündür.

MEB, kamu okulları karşısında özel okullara her fırsatta ayrıcalık tanırken, benzer bir durum imam hatip ortaokulları ve liseleri için de geçerlidir. Fiziki altyapı sorunları en az olan, teknik olarak en donanımlı okullar imam hatibe dönüştürülmüş; yıllardır çok sayıda devlet okulu ödenek yetersizliği nedeniyle sorunlarla baş başa bırakılırken, imam hatip okullarının ödenek talepleri anında yerine getirilmiştir.  Bugüne  kadar  özel  okullar  ve  imam  hatip  okulları  konusunda  eğitimle  ilgili  hemen her

konuda ayrımcılık yapmayı kendisine görev edinmiş olan MEB, bu konuda da ayrımcı uygulamalarını sürdürmüştür.

Siyasi iktidarın yıllardır "arka bahçesi" olarak gördüğü imam hatip okullarına yönelik "pozitif ayrımcılık" her fırsatta karşımıza çıkmaktadır. Çok sayıda devlet okulu ödenek yetersizliği ile karşı karşıya kalırken, bugüne kadar hiçbir imam hatip okulu kaynak sıkıntısı yaşamamakta, talepleri anında yerine getirilmektedir. .

Türkiye'de her konuda ve her alanda yaşanan ayrımcı uygulamaların toplumun geleceğinin şekillendiği okullarda bizzat MEB eliyle yapılıyor olması dikkat çekicidir. Türkiye'de hiçbir okul türü diğerlerine göre ayrıcalıklı olmamalı, MEB politika geliştirirken ve bu politikaları uygularken bütün eğitim kurumlarına eşit mesafede yaklaşmalıdır.

ORTAÖĞRETİMDE ÖĞRENCİLER AÇIK LİSEYE YÖNELEREK ÖRGÜN ÖĞRETİMİN DIŞINA ÇIKMIŞTIR

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesine geçilmeden önce MEB verilerine göre açık öğretim lisesinde 940 bin öğrenci bulunuyorken, 4+4+4 sonrasında hızlı bir artış seyri yaşanmış ve 2016-2017 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle açık öğretim lisesindeki öğrenci sayısı 1 milyon 554 bin 938'e çıkmıştır. Bu artışın temel nedeni muhtemelen TEOG sistemi nedeniyle istemediği halde meslek lisesi ya da imam hatip lisesine otomatik kaydı yapılan öğrencilerin bu okullarda okumak yerine açık liseye kayıt yaptırmalarıdır. Özellikle son yıllarda MEB'in öğrencileri imam hatip liselerine yönlendirme girişimleri, açık lisede okuyan öğrenci sayısının ciddi anlamda artmasını beraberinde getirmiştir.

TAŞIMALI EĞİTİM UYGULAMALARI ARTARAK DEVAM EDİYOR

Milli Eğitim Bakanlığı, çeşitli nedenlerle okula erişimde sorunlar yaşayan ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileriyle özel eğitime ihtiyacı olan öğrencileri belirlenen okullara günübirlik taşımaktadır. Türkiye'de

24 yıl önce, 1989-1990 eğitim-öğretim yılında sadece 2 ilde başlayan taşımalı eğitim uygulaması, Türkiye'nin çağ atladığı, ekonomik olarak geliştiği iddialarına karşın günümüzde Türkiye'nin neredeyse bütün illerinde uygulanır hale gelmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB), 1989 yılında sadece 2 ilde, 305 ilköğretim öğrencisiyle başlattığı taşımalı eğitimin her geçen yıl kapsamı genişlemiştir. 2016-2017 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle taşınan ilkokul ve ortaokul öğrenci sayısı toplamda 818 bin 839'dur. Ortaöğretimde taşınan öğrenci sayısının 451 bin 959 olduğu dikkate alındığında, taşımalı eğitimle taşınan öğrenci sayısı toplamda 1 milyon 270 bin 798 gibi ciddi bir rakama ulaşmıştır.

SONUÇ

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunlar, MEB'in yayımladığı örgün eğitim istatistiklerine çeşitli yönleriyle yansımış bulunmaktadır. Açıklanan resmi veriler, eğitimin içler acısı durumunu gözler önüne sererken, MEB'in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığı açıkça görülmektedir.

Kamuda ve eğitimde siyasi ve idari kararlarla hayata geçirilen hukuksuz ihraçlar ve açığa almalar, sendikal faaliyetlerden zorlama yorumlarla suç üretme çabaları, okulların eğitim kurumu olmaktan adım adım uzaklaştırılması, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koşturulması, öğretmenlerin mülakat sınavı ile sözleşmeli istihdam edilerek esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlanması, siyasal kadrolaşmanın arttığı, eğitimde farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin ülkemize ve çocuklarımız olumlu bir katkı yapması mümkün değildir.

Eğitimde siyasal kadrolaşma uygulamalarının yukarıdan aşağıya doğru organize bir şekilde gerçekleştirilmesi, okullarda yaşanan şiddetin artması, eğitim emekçilerine yönelik çeşitli saldırı ve tehditlerin (ihraç, açığa alma, sürgün vb) sürmesi gibi uygulamalar, tıpkı ülke genelinde olduğu gibi, okullarımızın ve üniversitelerin fiilen kışla ya da cezaevi haline getirilmesine neden olmuştur.

Yıllardır toplumsal yaşamın her alanında sürekli kamplaşma ve kutuplaştırma politikaları üzerinden siyaset yapanlar, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında benzer bir bölünmeyi okullarda öğrenciler, öğretmenler ve veliler arasında oluşturmaya çalışmış ve bunda kısmen de olsa başarılı olmuşlardır.

MEB, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini yap-boz tahtasına çevirmiş, son olarak açıklanan yeni müfredat üzerinden öğrenci ve velilerin kafasını karıştırmak dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirememiştir.

Okulöncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin laik, bilimsel ilkeler doğrultusunda verilmesine, demokratik ve kamusal yönünün geliştirilmesine özen gösterilmelidir. Derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alanında köklü bir değişime gereksinim vardır. Kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel ve anadilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması için somut adımlar atılmalı, eğitimde ticarileştirme ve eğitimi dinselleştirme adımlarına derhal son verilmelidir.

Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okulöncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrenci ve velilerle birlikte kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelemizi arttırarak sürdüreceğimiz bilinmelidir.


Haberi Paylaş
Haber :
Bu Haber 399 defa okundu
 
Anahtar Kelimeler :

YORUMUNUZ
YORUM EKLE
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış

Diğer Başlıklar
 Bu Kategori ile ilgili diğer Başlıklardan
 20-11-2017 | 14 : 21 35  Eğitim İş: "PDR'ye sahip çıkıyoruz, nöbet tutmuyoruz!"  (78)
 18-11-2017 | 11 : 26 02  Neşe Erberk anaokulu törenle hizmete açıldı...  (143)
 15-11-2017 | 10 : 52 48  Eğitim Sen, rehberlik yönetmeliğine Danıştay'da iptal davası açtı  (109)
 12-11-2017 | 12 : 53 22  Turgut Reis'te, eğitim için uyumlu birliktelik  (337)
 07-11-2017 | 13 : 49 11  Yılmaz: "Sınav kalktı sözü büyük bir aldatmaca"  (171)
 25-10-2017 | 14 : 53 59  Yılmaz: "Eğitim harcamaları halkın sırtına yıkılmak isteniyor"  (165)
 17-10-2017 | 15 : 28 50  Yılmaz: "Çözüm sınavla değil, eğitim sistemiyle sağlanır"  (201)
 17-10-2017 | 10 : 35 12  BEÜ Mühendislik Fakültesi Yatay Geçiş Kontenjanlarına yoğun ilgi  (346)
 17-10-2017 | 09 : 43 45  Rehber öğretmenler, "Yaratıcı Drama Eğitimi" aldı  (296)
 13-10-2017 | 09 : 23 36  Madenoğlu: "Ansızın gelebilirz"  (355)
 07-10-2017 | 12 : 23 25  Akbaş: "Eğitimle ilgili her şey, herkes belirsizlik içinde"  (691)
 03-10-2017 | 15 : 57 56  TGEV'in, "Ateş Böceği" Ereğli'de"  (306)
 02-10-2017 | 10 : 35 56  BEÜ Teknopark, kuruldu  (279)
 27-09-2017 | 13 : 23 12  Eğıtim-Sen: "Asıl sorun, ‘ben yaptım oldu' tavrıdır"  (207)
 27-09-2017 | 11 : 11 20  BEÜ Yabancı Diller Yüksekokulu akredite edildi  (185)
 26-09-2017 | 11 : 15 41  Eğitim Sen: "Herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalı"  (505)
 21-09-2017 | 11 : 14 19  Babal: "Bazı okullara müdür atanamadı"  (357)
 21-09-2017 | 11 : 01 49  Öztürk: "Yeni yönetmelik yeni mağduriyetler yaratmamalı"  (389)
 19-09-2017 | 11 : 55 40  Eğitim Sen: "Ereğli'de, ‘süper müdür' kavramı yaratıldı"  (1062)
 19-09-2017 | 09 : 30 13  BEÜ, 2017-2018 akademik yılına başladı  (206)
 17-09-2017 | 13 : 20 42  Yılmaz: "Üyesine sahip çıkmayan sendikacılığı anlayabilmiş değiliz"  (248)
 17-09-2017 | 11 : 35 45  Eğitim Sen: "Eğitim ticarileşti, özelleşti, dinselleşti"  (399)
 14-09-2017 | 14 : 42 57  Kaymakamlıktan, YGS-LYS sınavları için kurs desteği  (392)
 08-09-2017 | 13 : 48 07  Madenoğlu: "Maaş alıyorsan, görevini yapacaksın"  (384)
 07-09-2017 | 12 : 15 31  Savcılık "FETÖ ile irtibatı yoktur" dedi, iadesini istedi...  (303)
Köşe Yazarları
İzzet Aslanbay
FİRARİ BOĞA VE BOĞAÇHAN
Hülya ÇOKER
KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ
Muhittin GÜRLEK
BARIŞ İSTEMEK, İNSAN OLABİLMEKTİR

ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN BU HAFTA BU AY

YORUMLAR
» Çakır: "Ereğli-Devrek Yolu, planlandığı gibi tamamlanacak"
» "Belediye kaçak binada hizmet veriyor" iddiası…
» "Fabrikalara gidecek balıklar vatandaşlara satılıyor!"
» Ertürk: "AK Partinin Atatürkçülüğü gerçekçi değil"
» Ünlü sanatçı Haluk Levent, madencileri ziyaret etti
» GMİS: "Endişelerimizi, bakana ilettik"
» Anlamayana, davul zurna az….
» Yağmura rağmen… "Yaşasın Cumhuriyet…."
» Sizin yapacağınız yardımın...
» Çakır: "Ereğli sevdasını sorgulamak kimsenin hakkı değil"
 

KATEGORİLER

DEMOKRAT

Sosyal ağlarda Demokrat'ı takip et
Copyright ©Demokrat Keleşler Medya Grup | Tel: 0(372) 322 15 00 - Faks: 0(372) 322 15 04
Hay&NS web katalogları